Bileti aldığına hala inanamayarak
bakıyordu, elindeki kağıda. Gidiyordu işte, her zaman yaptığı
gibi kaçıyordu bilinmezliğe. Ardında bıraktıklarını
düşünmeyecekti bir daha.Bir daha bu şehre dönmeyecekti, hepsini
geride bırakmanın, her şeyden sıyrılıp kurtulmanın en güzel
yoluydu kaçmak. “Kaçmıyorum sadece gidiyorum” dese de içinden,
kendini kandıramayacağını biliyordu. Anlamsız bir seçim
yapmıştı gideceği yer konusunda. Teyze iki bilet istemişti
Eskişehir e, fazla düşünmeden, sırası geldiğinde, camdaki
mikrofona "Eskişehir" demişti.
-Eskişehir... bir kişi... tam... ilk
trene... ilk tren evet.
Bu kadar acele etmese gidemezdi o da
biliyordu bunu, bilete tekrar baktı yarım saati kalmıştı.
Bekleyerek geçireceği yarım saatten sonra tren hareket edecek ve
her şey geride kalacaktı. O şarkıyı mırıldandı “İşte
geldik gidiyoruz. Hoşça kal kardeşim deniz. ”
Tren sallanarak yola çıktığında, yemekli vagonda yerini almıştı çoktan. Bir sigara yaktı,
etrafına bakındı, garsonla göz göze geldi hemen, garson milleti
hep böyledir oturduğun anda seni takibe alır ve bekler bi süre
ta ki sen çağırıncaya kadar, oldu ya çağırmadın, belli bir
süresi vardır, bunu sadece garson kısmı bilir, yanına gelir, masayı düzeltirmiş gibi yapar ve soran gözlerle bakar;
“Hoş geldiniz”derken.
-Ne alırdınız?
“Varsa biraz insanlık alayım”
demek geçti içinden, kendini ele vermemeliydi.
-Rakı tek
Trenin müdavimleri bilerler ki tren
de tekler hep duble gelir sarsıntıdan mütevellit.
“Güzel insanlardık biz, bize neden
kıydınız? Biz ki mutluluğun resmini yapamadık ama mutluyduk bizi
neden dışladınız? Kitap okuduk; “alim mi olucan oğlum?
dediniz.” Müzik dinledik; “ne anlıyon gavurca olum bu”
dediniz, bizden ne istediniz? Benim tek başıma yapayalnız olduğumu
bilmeme sebep oldunuz, olduktan sonrada “niye bizle takılmıyon
olum?” dediniz. Sizinle paylaşmak istediğim her şeye karşıyken
sizinle nasıl beraber takılabilirdik ki? Yalnızlığımın içine
gömüldüğümde artık çıkamayacağımı ya da çıkmak
istemeyeceğimi biliyordum. Neyse ki bana benzeyen insanlar da vardı,
onları buldum, sandım”
Tren Adapazarı'na geldiğinde adam da
kendine geldi. İzmit'ten binen pişmaniyecileri bile inerlerken fark etti, kızdı kendine nerelere gidiyordu bu beyin, rahat bırakmaya
gelmiyordu. İkinci bardağın sonunu fondiplediğinde garson yanında
bitiverdi.
-Devam mı abi?
-Devam
“Benim istediğim şeyleri herkes
ister sanırdım ama yanılmışım. Ben insanları tanıyamamışım,
onlarda beni. Onları suçlayamam ondan ötürü hep kendimi
suçladım.Bende vardı bi sakatlık ben ne olursa olsun insan olsun
yeter dedikçe karşıma çıkardığınız kıyaslamalar, benden
beklediğiniz ayrıştırmalar, bana öylesine tersti ki aklım almaya
bile gayret etmeden dışladı bu saçmalıkları.Ben hep biz dedim, demek istedim, sizlerse hep o bu şu olarak gördünüz
çevrenizdekileri. O işte o orospu; bu işte bu beyinsiz; şu işte
şu ayyaş. Kutsal kitaplara göre hepimiz kardeştik oysa, hepimiz
Adem ile Havva nın çocuklarıydık. Ama be birader kardeş kardeşe
bunu yapar mı? Pes bu kadarına da pes artık. Nedir seni benden
üstün yapan ya da nedir benim senden farkım. Neyse ne boş ver
gitsin. 3 duble içince insan kendini boşaltıyor resmen geminden
kurtulmuş bir at gibi koşuyor düşünceler bayır aşağıya. Beni
hiç anlamadınız, bundan sonrada anlamazsınız ya da anlatamıyorum.
Şair'imin dediği gibi duyuyorum, hissediyorum, anlatamıyorum
uleyn.”
Tren yolunu almış hızla kayarken
rayların üzerinden “kafamdakileri boşaltmak ne kadar da kolay
geliyor” diye düşündü adam. Yazık ki sadece kendi düşünüyor, kendi duyuyordu bunları. Dördüncünün sonlarından kondüktör
geçti “Eskişehir, Eskişehir'e geliyoruz” diye söylenerek.
“Eskişehir'e geliyoruz. Sizin için eski ama benim için yeni,
hayatımı kaçıncı kez sıfırlıyorum yine yeni yeniden.”
Hesabı istedi hemen, borçlu kalmak istemezdi devlet demir
yollarına. Kalktığında sallanmıyordu ama bi çakır keyfilikte bulaşmıştı üzerine. “Tren mi sallanıyor yoksa ben mi” diye
tereddüt etti biraz, “ikimizde sallanıyorsak aynı ritmi
tutturmak gerek” diye düşündü. Teyzeyle kız geldi aklına,
buraya gelmesine sebep olan kişiler, beraber ineceklerdi şimdi
gara. Tren yavaşladığında kapının önündeydi, ilk o inecekti
arkasında sıra olanlara galibiyet sevinciyle baktı, sanki madalya
takacaklardı istasyonda ilk inene.
İndi ve indiğine pişman oldu,
suratını yalayan ayaz iliklerine kadar dondurmuştu. “Gecenin bi
vakti bu ne soğuk” titreyerek yürüdü gara.