3 Ocak 2013 Perşembe

haydar-2


Bileti aldığına hala inanamayarak bakıyordu, elindeki kağıda. Gidiyordu işte, her zaman yaptığı gibi kaçıyordu bilinmezliğe. Ardında bıraktıklarını düşünmeyecekti bir daha.Bir daha bu şehre dönmeyecekti, hepsini geride bırakmanın, her şeyden sıyrılıp kurtulmanın en güzel yoluydu kaçmak. “Kaçmıyorum sadece gidiyorum” dese de içinden, kendini kandıramayacağını biliyordu. Anlamsız bir seçim yapmıştı gideceği yer konusunda. Teyze iki bilet istemişti Eskişehir e, fazla düşünmeden, sırası geldiğinde, camdaki mikrofona "Eskişehir" demişti.
-Eskişehir... bir kişi... tam... ilk trene... ilk tren evet.
Bu kadar acele etmese gidemezdi o da biliyordu bunu, bilete tekrar baktı yarım saati kalmıştı. Bekleyerek geçireceği yarım saatten sonra tren hareket edecek ve her şey geride kalacaktı. O şarkıyı mırıldandı “İşte geldik gidiyoruz. Hoşça kal kardeşim deniz. ”
Tren sallanarak yola çıktığında, yemekli vagonda yerini almıştı çoktan. Bir sigara yaktı, etrafına bakındı, garsonla göz göze geldi hemen, garson milleti hep böyledir oturduğun anda seni takibe alır ve bekler bi süre ta ki sen çağırıncaya kadar, oldu ya çağırmadın, belli bir süresi vardır, bunu sadece garson kısmı bilir, yanına gelir, masayı düzeltirmiş gibi yapar ve soran gözlerle bakar; “Hoş geldiniz”derken.
-Ne alırdınız?
“Varsa biraz insanlık alayım” demek geçti içinden, kendini ele vermemeliydi.
-Rakı tek
Trenin müdavimleri bilerler ki tren de tekler hep duble gelir sarsıntıdan mütevellit.
“Güzel insanlardık biz, bize neden kıydınız? Biz ki mutluluğun resmini yapamadık ama mutluyduk bizi neden dışladınız? Kitap okuduk; “alim mi olucan oğlum? dediniz.” Müzik dinledik; “ne anlıyon gavurca olum bu” dediniz, bizden ne istediniz? Benim tek başıma yapayalnız olduğumu bilmeme sebep oldunuz, olduktan sonrada “niye bizle takılmıyon olum?” dediniz. Sizinle paylaşmak istediğim her şeye karşıyken sizinle nasıl beraber takılabilirdik ki? Yalnızlığımın içine gömüldüğümde artık çıkamayacağımı ya da çıkmak istemeyeceğimi biliyordum. Neyse ki bana benzeyen insanlar da vardı, onları buldum, sandım”
Tren Adapazarı'na geldiğinde adam da kendine geldi. İzmit'ten binen pişmaniyecileri bile inerlerken fark etti,  kızdı kendine nerelere gidiyordu bu beyin, rahat bırakmaya gelmiyordu. İkinci bardağın sonunu fondiplediğinde garson yanında bitiverdi.
-Devam mı abi?
-Devam
“Benim istediğim şeyleri herkes ister sanırdım ama yanılmışım. Ben insanları tanıyamamışım, onlarda beni. Onları suçlayamam ondan ötürü hep kendimi suçladım.Bende vardı bi sakatlık ben ne olursa olsun insan olsun yeter dedikçe karşıma çıkardığınız kıyaslamalar, benden beklediğiniz ayrıştırmalar, bana öylesine tersti ki aklım almaya bile gayret etmeden dışladı bu saçmalıkları.Ben hep biz dedim, demek istedim, sizlerse hep o bu şu olarak gördünüz çevrenizdekileri. O işte o orospu; bu işte bu beyinsiz; şu işte şu ayyaş. Kutsal kitaplara göre hepimiz kardeştik oysa, hepimiz Adem ile Havva nın çocuklarıydık. Ama be birader kardeş kardeşe bunu yapar mı? Pes bu kadarına da pes artık. Nedir seni benden üstün yapan ya da nedir benim senden farkım. Neyse ne boş ver gitsin. 3 duble içince insan kendini boşaltıyor resmen geminden kurtulmuş bir at gibi koşuyor düşünceler bayır aşağıya. Beni hiç anlamadınız, bundan sonrada anlamazsınız ya da anlatamıyorum. Şair'imin dediği gibi duyuyorum, hissediyorum, anlatamıyorum uleyn.”
Tren yolunu almış hızla kayarken rayların üzerinden “kafamdakileri boşaltmak ne kadar da kolay geliyor” diye düşündü adam. Yazık ki sadece kendi düşünüyor, kendi duyuyordu bunları. Dördüncünün sonlarından kondüktör geçti “Eskişehir, Eskişehir'e geliyoruz” diye söylenerek. “Eskişehir'e geliyoruz. Sizin için eski ama benim için yeni, hayatımı kaçıncı kez sıfırlıyorum yine yeni yeniden.” Hesabı istedi hemen, borçlu kalmak istemezdi devlet demir yollarına. Kalktığında sallanmıyordu ama bi çakır keyfilikte bulaşmıştı üzerine. “Tren mi sallanıyor yoksa ben mi” diye tereddüt etti biraz, “ikimizde sallanıyorsak aynı ritmi tutturmak gerek” diye düşündü. Teyzeyle kız geldi aklına, buraya gelmesine sebep olan kişiler, beraber ineceklerdi şimdi gara. Tren yavaşladığında kapının önündeydi, ilk o inecekti arkasında sıra olanlara galibiyet sevinciyle baktı, sanki madalya takacaklardı istasyonda ilk inene.
İndi ve indiğine pişman oldu, suratını yalayan ayaz iliklerine kadar dondurmuştu. “Gecenin bi vakti bu ne soğuk” titreyerek yürüdü gara. 

11 Temmuz 2012 Çarşamba

haydar-1


Haydarpaşa garına geldiğinde hala tereddüt içinde sayıklıyordu; gitsem mi, kalsam mı, ölsem mi, doğsam mı? Merdivenleri çıkıp kalabalık arasından gişelere doğru yöneldi. Kuyruğu görünce canı sıkıldı ilk önce sonrasında rahatladı, düşünmeye epey vakti olacaktı. Gitsem mi, kalsam mı, ölsem mi, doğsam mı? Önündeki teyze yanında duran genç kıza nasihatler verip duruyor kızın sıkıldığını farkedince susup mırıldanır gibi bişeyler söylüyor belki de dualar ediyordu. Bu uğultulu salonda beklerken kapıdan görünen denizin mavisine dalıp tekrar düşünmeye başladı. Gitsem mi? Yahu buraya kadar gelmişsin birazdan biletini alacak ve gideceksin işte daha neyin sorusu bu gitsem mi gitte kurtulsun artık bu şehir. Kalsam mı kalıp herşeyi yeni baştan düzene koysam belki oluruna bırakmalıyım olmaz mı? Ölsem mi ölmek işin kolayı işte geliyor Kurtalan Ekspresi, at kendini raylara bitsin bu işkence ve hikaye. Doğsam mı bunu neden sorduğumu bende anlamadım doğmuşum zaten burdayım ayaktayım. Yine başladı gitsem, kalsam, ölsem, doğsam. Teyzenin sesiyle irkildi;
“Tüü utanmaza bak sen, kızım ben senin iyiliğin için”
demeye kalmadı kız bastı yaygarayı ağıza alınmayacak küfürlere gözyaşlarıda eklenince koşarak uzaklaştı sıradan, teyzede peşinden bağıra çağıra çıktılar merdivenlere doğru açılan kapıdan. Kızın peşinden koşarken arkasına bakan kadının ne demek isteğini anlayarak hafifçe başıyla onayladı. Koyun can derdinde kasap et.
Kuyruktakilerin kendi aralarında fısıldaşmaları bitince herşey kendi haline döndü tarihi yapıda. İnsan doğduğundan beri biryerlere gider biryerlerde kalır sonrada ölür diye düşündü. Tüm sorularına cevap bulmuş gibi sevindi, ama gidecekmiydi şimdi herşeyi herkesi bu denizi bu şehri arkasında bırakıp gidebilecekmiydi? Tekrar dönmeyeceğinden emindi, bu sözü vermişti zaten kendine senelerdir yaptığı gibi gidecek burada kalan dostları için yitecek bitecek ve bir daha haber alınamayacaktı. Akrabaları, yatılı okul arkadaşları, yüksekokul dostları hepsini ayrı şehirlerde arkasında bırakmış ve hiçbir zaman dönmemişti. Teyze kızın bileğinden tutmuş biraz çekiştirip birazda güzel sözlerle avutarak sıraya doğru getiriyordu. Sıranın epeyce ilerlediğini umarak önlerden taramaya başlayan gözleri adamı biraz geç bulsada gözgöze gelince hafif tebessüm ederek yaklaştı.
“Evladım biz burdaydık ama.”
“Evet teyze geçin şöyle.”
Arkalardan yükselen homurtular, dönüp atılan bakışlarla karşılaşınca herşey açıklanmıştı sanki kesildi. Gidecekti gitmesine nereye gideceğini bilse Ya da kalacaktı kalmasına neden kalacağını anlayabilse.
Camlardan içeri giren günışığına daldı bir an, keşke içini de aydınlatsaydı bu sıcak ışık ve kararım kesin gidiyorum diyebilseydi. Martılara takıldı gözü ışığı anlık kesen karaltılarını yakalamaya çalıştı, olmadı. Işık yorgunu gözleri tekrar içine bakmaya başlamıştı. Gideceğinden emin değildi ama kalmayı da çok istemiyordu. Martı olmak vardı diye düşündü, kanatlarını aç rüzgara bırak kendini, artık nereye götürürse orada kalır ya da asılı kalırsın gökyüzünde saatlerce.
Sıranın kendine gelmesine beş altı kişi kalmıştı ama buna sevinmedi keşke sırası gelmeseydi, keşke bitmeyseydi bu bekleme.
“Gitmek,kalmak,ölmek,yaşamak “
“Bişey mi dedin evladım?”diye sorunca önündeki teyze, sonra sayıkladığını düşündüklerinin ağzından kaçıp kurtulmaya çalışırken başka kulaklara saklanmaya çalıştıklarının ayırdına vardı.
“Yok teyze bişey demedim yani dedim de size demedim”
“Ah kusura bakma bekle bekle ayacıklarım ağrıdı, bana dedin sandım”
“Yok size değil teyzem sen otursana şuradaki merdivenlere ben tutarım yerini”
“Bilmem ki evladım az da kaldıydı neyse ben iki soluklanayım valla” diyerek sıradan çıkıp kapıya doğru yöneldi. Sanki birşeyler onu dürtmüş gibi birden dönerek kıza;
“Körolasıca kaçma sakın, sıra gelince de haber ver bana” dedi ve ağır ağır kapıya doğru yürüdü. Kız omuzlarını silkip arkasını döndü.
“Gidiyorum galiba yani gitsem iyi olacak sanki peki nereye gideceğim önümdekiler nereye bilet alırsa bende oraya alırım olur biter kader ağlarını örsün bakalım”diye düşündü adam. Sonrada yüzüne yansıyan bir huzurla beklemeyi sürüdürdü. Ama bitmedi.

4 Nisan 2012 Çarşamba


ACIMA

Gözyaşımda kan,
Derinlerde bir yaradır kanayan.
Yüreğin bir yarısı atarkan,
bir yarısında tekleme sancısı;
canımı bir hayli sıkan.

Yaşadım diyebilmek için,
yaşamış olmak.
Sevildim diyebilmek için,
sevmiş olmak
Bırakıp gitmek için,
başlamış olmak
Canımı bir hayli sıkan.

Aynalara bakıp bakıp ağlarken,
gözyaşımda kan.
Damarlarımda tuzlu su,
canımı çok ama çok yakan.

23 Şubat 2012 Perşembe

NIETZSCHE
Yalnızlığa çekilmek mi istersin, kardeşim? Kendine varan yolu aramak mı istersin? Biraz daha oyalan da dinle beni. “Arayan kendisi kolayca kaybolabilir. Her türlü yalnızlık suçtur.” Böyle der sürü ve uzun zaman sen sürüdendin. Sürünün sesi daha yansıyacak sende ve sen desen: “Benim ortak vicdanım yok artık sizinle.” bir şikayet ve ızdırap olacak bu.
Bakın, aynı vicdan doğurdu bu ızdırabı ve son parıltısı o vicdanın senin kederinde yanıyor hala. Ama sen kederinin yolunu, yani kendine varan yolu mu yürümek istersin? Öyleyse göster bana buna hakkın ve kudretin olduğunu!
Yeni bir kudret, yeni bir hak mısın sen? Bir ilk hareket misin? Kendi kendine dönen bir çark mısın? Yıldızları da zorlayabilir misin sen kendi etrafında dönmeye’? Ah! Öyle çok ki yücelikler için hırs! Öyle çok ki çırpınışları muhterislerin! Açgözlünün ve muhterisin biri olmadığını göster bana! Ah! Körükten fazla bir iş görmeyen büyük düşünceler öyle çok ki: körüklerler ve daha da boşaltırlar. Özgür mü diyorsun kendine? Egemen düşünceni işitmek isterdim ben senin, bir boyunduruktan kurtulduğunu değil. Boyunduruktan kurtulmaya layık biri misin sen? Köleliklerini atarken, niceleri, son değerlerini de attılar.
Ne’den özgür? Zerdüşt’e ne bundan? Açıkça ama gözlerin söylesin bana: Ne’ye özgür?
Kendi kötün ile iyini edinebilir misin sen kendine ve bir yasa olarak kendi iradeni asabilir misin kendi üstüne? Kendi kendinin yargıcı olabilir misin ve kendi yasanın intikamcısı? Korkunç, kendi yasasının yargıcı ve intikamcısı ile yalnız kalmak. Bir yıldız böyle fırlatılır işte ıssız uzaya ve yalnızlığın buzlu soluğuna. Bugün muzdaripsin henüz kalabalıktan, ey tek adam. Ama bir gün yalnızlık seni bezdirecek, iraden eğilecek bir gün ve cesaretin kırılacak. Haykıracaksın bir gün: “ben yalnızım!”
Bir gün yüksekliğini görmeyeceksin artık, alçaklığını ise pek yakından göreceksin; kendi yüceliğin korkutacak seni bir hayalet gibi. Haykıracaksın bir gün: “Her şey sahte!”
Yalnızı öldürmek isteyen duygular vardır; başaramazlarsa eğer, kendileri ölmeliler! Ama buna senin yeter mi gücün; katil olmaya?
Kardeşim, “hor görme” kelimesinin ne olduğunu bilir misin? ve adaletinin, seni hor görenlere karşı adil olmanın azabını? Başka türlü düşünmeleri için hakkında, nicelerini zorlarsın; bunu pahalıya mal ederler sana. Onlara yaklaştın, ama geçip gittin yanlarından: bunun için seni affetmezler hiçbir zaman. Sen onların ötesine geçersin: fakat sen yükseldikçe, daha küçük görür seni hasedin gözü. En çok ama uçandan nefret edilir.
“Nasıl adil olabilirsiniz bana karşı!” demelisin sen, “Adaletsizliğinizi ben nasibim olarak seçtim kendime.” Yalnıza onlar haksızlık edip çamur atarlar: ama kardeşim, bir yıldız olmak istersen, buna karşın ışılda sen onlara! Ve iyilerle adillerden sakın! Kendi erdemlerini yaratanları severek çarmıha gererler onlar, nefret ederler yalnızdan. Kutsal basitlikten de sakın! Basit olmayan her şey kutsuzdur onca; ateşle oynamayı da sever, odun yığınının ve bağlanılan kazığın ateşi ile.
Rastladığına pek çabuk el uzatır yalnız kişi. Bir çoklarına elini değil, pençeni vermelisin ancak; ve pençenin dilerim tırnakları olsun. Ama rastlayabileceğin en yaman düşman kendin olacaksın daima; mağaralarda ve ormanlarda sen pusu kurarsın kendine. Ey yalnız kişi, kendine varan yolda yürürsün sen! ve kendi önünden geçer yolun senin ve yedi iblisin önünden! Sen kendine karşı inkarcı, büyücü ve falcı, deli ve kuşkucu, uğursuz ve alçak olmalısın. KENDİ ALEVİNLE YAKMAYA HAZIR OLMALISIN KENDİNİ: ÖNCE KÜL OLMADAN NASIL YENİ OLABİLİRSİN Kİ ?
Ey yalnız kişi, yaratıcının yolunda yürürsün sen: Bir tanrı yaratacaksın kendine o yedi iblisinden!
Ey yalnız kişi, aşığın yolundan yürürsün sen: kendini seversin sen ve bu yüzden hoş görürsün kendini, ancak aşıkların hor görmesi gibi. Sevdiğini hor görmek zorunda kalmamış kişi ne bilir ki sevmeyi!
Sevginle git yalnızlığına kardeşim, yaratmanla git; ve ancak daha sonra adalet topallar senin ardından.
Gözyaşlarımla benim, git yalnızlığına kardeşim, kendinden öte yaratmak isteyeni severim ben ve yok olanı böylece…

15 Ocak 2012 Pazar


Konu bakmak
bakmakla görmek arasındaki fark
baktığımız yerlerde olmayanları da görmenin verdiği haz
baka baka öğrenilmez
bakmak bakmak bakmak
neye bakıyoruz
niçin bakıyoruz
ne bakıyon ulan...

bakış açısı diye bişey var kim neye hangi açıdan bakar Ya da baktığını sanmak
“neyleyim yalan dünyada malı mülkü
sonunda ölüm olduktan keri”
neşet baba...

bakmak... baktığımız ne... baktığımız yer neresi...
sen bana bakma...

ne yazacağız şimdi... baktığımız ve beğendiğimiz hatunlarımı anlatsak ne bakıyon salak diyenleri bi kenara bırakarak...
Aynaya baksak bakmanın en tuhafı... kendine bakmak içine bakmak.. geçenlerde baktımda hala burdamıyım diye merak etmiştim ondan baktım evet ordaymışım zaman kaybı işte...
farklı bakmak... kapıya bak... çocuğa bak... bak bakalım ne istiyor... son gelen masaya kim baktı Ya da bakan oldumu... çok geniş mevzu usta... bak bak kim geçiyor. Kim. Ne bileyim tanımadın mı. Hayır sen tanıdınmı. Yok ben sen tanırsın belki diye sordumdu.